31 Temmuz 2010 Cumartesi

Gitmek mi zor, dönmek mi?

Şöyle bir koca kışın keşmekeşi, siniri stresi omuzlara bir dünya yükü gibi çöküp belinizi büktükten sonra, hayal ettiğiniz yosun kokusuna kavuşunca bir derin nefes alıp şükretmekten başka ne gelir elden.


İşte böyle bir ahval içinden sıyrılıp kendimizi Çıralı denen cennette bulunca ben de şükrettim. Bir tarafta başı bulutlara dokunan dağ, eteğinde teknelere yarenlik eden huzurlu bir deniz olunca, ruhum damla damla dinginledi, parça parça döktü içinde biriken çakıl taşlarını. Öyle plansız, programsız, rezervasyonsuz gidip böyle güzel bir yere demir atmış olmak da ayrı bir güzel geldi açıkçası. Elbette ki bunda hasbel kader kapısında kendimizi bulduğumuz Porto Ceneviz Pansiyon'un da payı bolca mevcut (bilahere bassedeceğim buradan).
Antalya, Kemer'e bağlı Çıralı Doğu Likya yürüyüş yollarının merkezi imiş. Şimdiki zamanda caretta tosbalarının üreme yerlerinden biri olduğundan mütevellit koruma altına alınmış hatta tarihi ve ekolojik güzelliklerinden ötürü sit alanı ilan edilmiş.

Öyle sessiz sakin ki Çıralı, biz şehir insanlarının alışık olmadığı türden kendi iç sesini duyabileceği bir mekan. Bu yüzden, ilk günlerimizde telefonlarımızı sessize alıp fısıltıyla konuşmaya başlamışız farketmeden. Sahilden gelen biraz yüksek bir kahkaha sesine "cık cık cık"layıp gözleri devirerek bakmamız da bundanmış elbette.
Deniz keyfi bir yana, sahil boyunca sıralanmış lokanta ve kafelerde biraz gölgelenmek, bir tur tavla atıp keyiflenmek mümkün. Geldiğimiz ilk günden itibaren merkez üssü bellediğimiz Kütle Restaurant işletmeci ve görevlilerine de samimiyetleri ve nazımızı çekmelerinden dolayı teşekkürü bir borç bilirim.
Kaldığımız süre boyunca müdavimi olduğumuz diğer bir mekan da sahilin sonunda bulunan Dion Bar'dı. Hafta içi bir gitar ile usul usul canlı müzik yapan tek yer olmasından dolayı gittiğimiz ve daha sonra işletmecisi Hüseyin Bey'in leziz yemekleri ve hoş sohbeti ile demir attığımız bu mekanı öyle kanıksadık ki, müzisyen Kadir Beyin sahnesine el koyup, sazı sözü ele almışlığımız da oldu afbuyrun.

Çıralı'da yapılabilecek güzel şeylerden biri de yat turuna çıkıp, kara yoluyla ulaşılamayan koyların serin sularına kendinizi bırakmak.

Ayrıca Olympos'a oldukça yakın Çıralı. Kıvrılan dolambaçlı yoldan araba ile tırmanıp tekrar aşağı inerek gitmektense, tarihi kalıntıların üzerinden sahil boyunca yürüyerek Olympos'a ulaşmak daha mantıklı. Fakat gidişte gayet keyifli gelen bu yol, Olympos eğlencesi ve alkol etkisiyle dönüşte eziyete dönüşebilir uyarmadı demeyin. E böyle hissedince Olympos sahilinde denize karşı uyuyan insanları da daha bir iyi anlıyor insan. Olympos demişken, Kaktüs Bar'dan bahsetmemek olmaz. Gayet salaş bir mekan olmasına rağmen Bomba Etkisi adlı grubun sahne aldığı bu mekanda oldukça kaliteli reggae ve balkan müzikleri dinlemek, dans etmek mümkün. (eh mümkün olunca yaptık tabi biz de) Fakat, Olympos'u gençlere bırakıp, Çıralı'ya geri dönmek arzusu yaşlanmakta olduğumuz gerçeğini biraz gözümüze sokmadı değil.

5 yıldızlı otellerde, mesai usulü, saat bilinciyle koşturarak tatil yapmaktan sıklınca öyle bir güzel geldi ki Çıralı. Dediğim gibi oldukça plansız gidip kapı kapı gezip kalacak pansiyon arar iken sadece 2 gece için Porto Ceneviz Pansiyon'da yer bulduk, geri kalan günler için de başka bir otelde yer ayırttık. Gel gör ki, burada kalıp çıkış yaptıktan sonra diğer tarafa gidince bir içimiz burkuldu, bir içimiz acıdı, acil işimiz çıktı bahanesiyle oradan ayrılıp pansiyon sahibi Kadir Bey'e el pençe divan bizi geri alması için ricada bulunduk. Şükür ki odaları varmış, hem de cibinlikli süit oda, bu da keyfimize kaymak oldu.

Porto Ceneviz, Kadir Bey ve eşinin yaz kış kaldıkları ve işlettikleri butik otel kıvamında, yeşillik içinde ahşap bir pansiyon. Odaların içindeki ahşap heykeller de bu mekana ayrı bir tarz katıyor. 6 odası bulunduğundan dolayı gelen müşterileri sanki eş dostları misafirliğe gelmiş gibi ağırlıyor Kadir Bey ve ona yardımcı olan Hakan Bey. Böyle bir samimiyeti size de yansıttıkları için, kendinizi evinizde hissediyorsunuz.

Bir dolunay gecesini pansiyonun bahçesinde ateş başında Kadir Beyin gitarı eşliğinde geçirmek ve bir yandan ateşin kızıl cazibesi, diğer yandan dolunayın büyüsü biraz da şişede uzun süre kalamayan meyin etkisi ile sabahlamak size ne ifade eder bilmem ama benim ruhumu tazeledi.

Aslında Porto Ceneviz'den bu kadar bahsetmeyip de kendime saklasaydım daha mı iyi olacaktı acaba? Biraz bencilce belki ama sanki başkası gidip de ballandıra ballandıra anlatırsa kıskanacakmışım gibi hissetmedim değil. :) Hakan Bey, Kadir Bey ve eşine biz şehir insanlarına katlandıkları için ve böyle güzel bir mekanı yaşattıkları için çok teşekkür ederim.
Özetle, bir dolunay akşamı aklımızı ve yüreğimizi Çıralı'da bırakarak döndük şehrin zorunluluklarına. Üzerinden bir hafta geçmesine rağmen kumsadaki boş şezlongların çağırdığını duyuyorum sanki. Carettelara selam olsun... İlk fırsatta yine buluşmak umuduyla..


Not: Çiğdem Hanım ve oğlu Uzay'ın da kulakları çınlasın :)))

0 yorum:

Yorum Gönder