4 Şubat 2010 Perşembe

ÖTEKİ’NE MEKTUPLAR



30 Mayıs
Merhaba, senin izine ulaştığıma çok sevindim. Nedendir bilmiyorum ama sana anlatmak istediğim, yazmak istediğim birçok şey var hayata dair, aşka dair. Hele bir vakti gelsin diyorum, hani bir fasıla oturunca üstatlar önce bir peşrev geçer sonra fasıla başlar ya onu bekliyorum.Kendine iyi bak.


1 Haziran
Merhaba,
Anlatmak istediklerinin yanında umarım benim de hayata dair biriktirdiğim cümlelerimi dinlersin.


2 Haziran
Hem de zevkle, dinlerim.Seçtiğin sözcükler kısada olsa yazdığın cümleler çok seçici, hani insanı alıp sürükleyecekmiş gibi bir his yaratıyor.Çok önceleri söylediğim daha doğrusu sorduğum bir soru vardı dostlara.Hayatın anlamı nedir?Aşk nedir?Nedir sence?


3 Haziran
Umut merhaba,
Yazdığın sorularla daha uzun cümleler bekliyorsun benden sanırım. Öyle olsun. Zor sorular sormuşsun. Arkadaşlarından bunlara cevap alabildin mi bilmem ama bir kaç cümlem var bunlara dair.
Hayatın anlamı konusunda benim de çok kafa yormuşluğum ve aramışlığım var. Hala da arıyorum aslında. Çünkü aradıkça insan olabiliyorum sanırım. Biliyorum ki hayat sadece alınan iki nefes değil. Bu iki nefes arasında neler yüklediğin ruhuna hayat demek asıl. Edindiğin amaç hayatı anlamlı kılan. Kimisine göre ulvi amaçlar bunlar vatan gibi, özgürlük gibi. Ama illa ki böyle olması da gerekli değil. Ertesi gün çocukların karnını doyurmak için sofraya ekmek koyabilmek de hayatın anlamı bazen. Demem o ki yeryüzündeki insan sayısı kadar anlamı var hayatın. Bunların içinden senin seçtiğin anlam ne diye sorarsan eğer orası başka. Ben neyi seçtim biliyor musun? Bir adım kalsın geriye. İşte o vakit anlamlı oluyor hayat. Hayatlarına bilerek ya da bilmeyerek müdahil olduğum insanların üzerinde olumlu bir izim kalsın. Yoldaş, öğretmen, kardeş, abla, dost, evlat her ne olursa olsun bu sıfat, gün gelip “nasıl bilirdiniz?” diye sorulduğunda “iyi bilirdik” diyebilecek birçok kişi olsun isterim. İşte bunu başarabilmek için çaba göstermek benim hayatımın anlamı… Zor biraz değil mi?
Aşka gelince…
Bu, hayatın anlamını çözümlemekten daha zor galiba. Çözdükçe daha beter düğüm olan bir şey çünkü. Dengeleri şaşırtan, yeri geldiğinde yedi kat göğe çıkaran, yedi kat kör kuyulara atan bir şey. Bir kere sevdaya tutulmaya gör, ateşlere yandığının resmidir ama işin ilginci bu ateşin üzerine yalın ayak gidersin de gıkın çıkmaz. Mutlu aşk var mıdır yok mudur bilmem bunu şairler tartışadursun. Benim arzu ettiğim aşk, tamamlayıcı bir duygu. Aşk doğası gereği kendinden vazgeçmeyi getiriyor, karşındakini kendinden öte, kendinden ziyade görmeyi. İşte böyle bir durumda, karşındakinin kendinden vazgeçeceğinden hiçbir şüphen yokken, onun vazgeçmesine müsaade etmiyorsan, aksine var olmasını sağlayabiliyorsan, yani birbirini besleyebiliyorsan duygusal anlamda, hayatına bir şeyler katabiliyorsan, işte aşk o zaman aşk galiba. Diğer türlüsü zaten sömürüye girer sanırım, karşındakini kendin gibi şekillendirmeye. Sonucunda da karşılaştığın tablo aynadaki yansıman olur haliyle, bu da sevmek aşık olmak için bir sebep bırakmaz ortada. Dedim ya tamamlayıcı olmalı diye. Ufkunu açmalı özetle.
Her neyse. İşte bunlar sorularının cevapları. Uğraştım biraz doğru kelimeleri seçeyim diye, bu cümleler korkutmasın seni ama.
Aynı soruların cevaplarını senden de duymak isterim. Sen nasıl tanımlıyorsun hayatın anlamını ve aşkı?
Kendine iyi bak
Arzu


4 Haziran
Sana da merhaba Arzu,

Arzu=Umut tesadüf mü acaba bu isimler?Benim arzularım senin umutların olabilir mi? Diyorum ya sende alıp sürükleyen bir şeyler var. Adını bilmediğim bir tılsım.Hayatın anlamı konusundaki düşüncelerini çok beğendim.İnsanların hayatlarına girip bir katalizör etkisiyle ve de tam kimin ihtiyacı varsa o zaman dilimi içinde, onların hayatlarını daha verimli daha anlamlı kılabilmek ve de onların hayatlarından çıkabilmek sanki hiç yokmuşsun gibi...
Hayatı anlamak belki bir ömür sürse de ve de her insan için değişse de insanoğluna dair karmaşık duygular 12 yy da Yunan filozoflar tarafından çözümlenmiş.Ağaca benzetmişler, ya sağlam bir ağaç gibisindir ya da içi çürümüş, kurtlanmış, hastalanmış bir ağaç. İnsanın içine kurt düşmeyegörsün içten içe yer durur ya da sağlam bir çınar gibi serinletirsin gölgenin düştüğü yerde.Ve de derler iyi insandı hep serinletirdi...
Aşka gelince; biraz cam kırıklarına benzer şeffaf beyaz görünen cam, kırık yerlerinden bakınca ışığın kırılmasıyla yeşile dönüşür. Aşk, o yeşili camın ön yüzeyinden görebilmektir.
Yıllar önce ünlü bir tiyatrocuyla senin yaşadığın şehirde bir meyhanede karşılaşmıştım. Onlar dostlarıyla bir masaya oturmuşlar, biz de yan masada müdavim idik, hiç aşık oldunuz mu diye sordu heyecanlı bir kız.O da evet diye yanıtladı.“Bir ormanda gezen ceylan idim bir avcı vurdu beni aşkı o zaman tattım ve vurulduğum yerde dönüp duruyorum.”Meğer ceylanlar vurulduğu yerin etrafında dönerlermiş… Uzağa gidemezlermiş...Öyle ya benim senin şehrinden kopamama sebebim bu olsa gerek.


5 Haziran
Selam,
İsimler tesadüf mü bilemem. İlahi kurgu nasıl işliyor akıl ermiyor çünkü. Ama bu tesadüfler hayatı güzel kılıyor. Ağaç benzetmesi çok doğru ve güzel. Ben ağaç olsam salkım söğüt olurdum galiba. Aşk mevzusunda da, tadı damakta kalınca o tadı arıyor insan. Sende de bir tadı damakta kalmışlık var sanırım. Zor bir soru da benden sana. "Kimsin?" bize yakıştırılan bir sürü sıfat bir, sürü ünvan var. Bunları bir kenara koyduğunda sen kimsin?

Arzu


6 Haziran
Şu anda her nerede ne yapıyorsan, biraz sonra dalacaksın anlamsızca düşüncelere, belki çok yorucu bir gündü yorgunluğunun arasında gözlerin dalıp gidecek bana...Belki de çok keyifli bir gündü ve hâlâ onun tadı damağındaydı ve tadın arasında bir an aklın dalacak bana...

1. Perde

Ben kim miyim?Ben, senin içindeki ötekiyim, hani sessizce konuştuğun bir karar vermek zorunda kaldığında yol ayrımında seni bir yerlere sürükleyenim. Okulda, yolda, trende yalnızken usul usul konuştuğunum. Markette ya da kalabalık bir toplantının içinde, kalabalıklar arasında koşup sığındığın içindeki ötekiyim, aşkım.
Yıllar önce bir tren yolculuğu yapmıştım. Akşamüstü binmiştim trene. Yalnızdım. Yemekli vagona geçtim ızgara bir şeyler yanına rakı istemiştim bozkırın ortasında manzaraya bakarak ilerliyorduk. Gece oldu bozkırda gece lacivert bir renk almıştı ve kırmızı abajurlarını yakmıştı yemekli vagon. Benim içimde aşk (o zamanlar aşkı bilmiyordum) oturmuş karşımda oturan çiftle sohbet etmeye başlamıştım. Konsolos emeklisi bir beyefendi, eşi de ona benzer bir meslek sahibiydi. Dışarıda gece, elimizde rakı, kırmızı loş bir ışık, trenin tekerleklerinden gelen tıkıdık sesleri. Birbirlerine olan aşklarını anlatmışlardı. Hanım o zamanlar başkasıyla evliymiş aşkı uğruna boşanıp Fransalara konsolosun yanına kaçmış. Söylemişti ki; “eğer gerçek aşkı bulamazsan genç adam yaşlılığın, çok keyifsiz çok sönük geçecek. Eğer bulabilirsen onu eğilip alma cesaretini göster zira bu cesareti gösteremeyene aşk gelmez.Aşk için 6 milyarda bir şansın var bulana dek dünyayı dolaş insanlar tanı...”Sonra bir filimden bahsetmişti. “Before the Rain” izle demişti bu filmi muhakkak. Ve ekledi;çember bir daire değildir aslında.Ne dersin???Bir çember mi olmalı insan daire mi?


7 Haziran
Zaman asla ölmez ve çember bir daire değildir aslında evet.Umut, bir yanım gerçekten içimdeki öteki olmanı diliyor, bir yanım inanılmaz endişe içinde. Bundan bir kaç sene önce, varlığı belirsiz, kimliği ya da yüzü olmayan içimdeki o dediğin ötekine bir hikâye yazdım ben. Söz verdim ya sana açık olacağıma dair, işte en savunmasız, en aciz halimle "kimim" sorusuna benim cevabım orada. Oku bakalım benim tan vakti düşlerimi... O içimdeki ötekiyle bağlantımı bir tek bu hikâye de görebilirsin.

Arzu


8 Haziran
Arzu, merhaba tan vakti düşlerine teşekkürler.İnanır mısın tüylerim diken diken okudum yazdıklarını ve tutmasaydım eğer kendimi iki damla gözyaşı dökecektim. Atlayıp yanına gelmek, ellerini öpmek, yüzünü dudaklarını öpmek istedim, sımsıkı sarılmak, hiç konuşmadan yanında olmak istedim. Kafka’nın Bulantı kitabına gittim geldim. Bir otel odasında yaşadığı yanılsamalarla gerçek hayat arasındaki sıkışmışlığı bulantı ile anlatıyordu.Zannederim senin yaşadığın duygu ile Kafka aynı duyguları yaşamış. Bir zamanlar buna benzer düşünceleri yaşamıştım ruhumuzun hastalıkları bir seninle. Tüylerim ürperdi, niye biliyor musun?Bir çınar altında nihavent dedim sana; sen huzur dedin (içsel bir isteğin) ve tan vakti dileğinmiş. Aşk dedim, şeffaf camlarda yeşili görebilmektir; rengini anlatmışsın tan vakti düşünde yeşil bir ormanda çiğ damlalarıBen senin içindeki ötekiyim dedim, hakikaten içindeki ötekiyi anlatmışsın yıllar önce tan vakti düşlerindeArzu, o sen misin yıllardır arayıp da bulamadığım öteki yarım mısın? Ve senin duyduğun endişeyi şimdi bende duymaya başladım...Niye mi? Dinle bak.

2.perde

Sen kimsin dedin ya gerçek ben;Bir Ocak sabahı gözlerini dünyaya açmış, 4 yaşına kadar anne sütünü bırakamamışİlkokul yıllarında pilot olmak istermiş, yüksek binalardan şemsiye ile atlayıp paraşütçülük oynarmışorta-lise-üniversite hızlı geçmişaşkı da yaşamış sevmeyi de, sevilmeyi de, ama içindeki boşluk hiç dolmamış.Sonra olmayacak öyle yalnız yaşamak, yıllardır yalnız uyanmak aynı yatakta, tek başına kahvaltı vs vs. Hep tek başına....Bir sabah, traş olurken ayna karşısında evlenmeye karar verdi Umut.Ve evlendi, hala evli, hala içindeki boşluk büyümekte.

Hani senin yazdığın gibi,

bir ev satın alabilsin ama ya yuva?

bir eş bulabilirsin, ama mutluluğu zor,

seks satın alabilirsin ama ya aşkı?

İşte tam da burada alıp sürükledin beni buralara kadar.Ve seninle mektuplaşmaya başladıktan sonra fırtınalar kopmaya başladı içimde...Ve senin mavi hırkalı resmin aldı aklımı başımdan.

Arzu, senden çok etkilendim ve bu etki kolay geçecek gibi değil. Ve zannederim seni tanıdıkça ve de sen beni tanıdıkça birbirimizden kopma ihtimalimiz çok zayıf. Her merhaba yeni bir başlangıç, şimdi sen merhaba diye başlayan bir mektup atacaksın bana düşündüklerini yazacaksın ya da hiç yazmayacaksın. Sabırsızlıkla bekleyeceğim... Her nerede isen kendine iyi bak

9 Haziran
Umut,
Bir tan vakti düşü daha görmüş bu kadın. " …neden bir türlü içinde bulunduğum zamana ait hissetmiyorum da hep farklı bir gerçeklik bekliyorum? Neden kabullenemiyorum? Olanı değil olmasını istediğimi yaşamaya çalışıp neden hep hayal kırıklığıyla kendime işkence ediyorum? Üzgünüm."(tan vakti düşleri, bölüm xıı) Bu 2.perde, yine yanılsamalara daldığımı vurdu yüzüme. Az önce okudum mektubunu ve sanki daha narkozdan yeni çıkmış gibi uyuşmuş ya da öyle sarhoş olup da akşamdan kalma acı bir tat ve baş dönmesi gibi bir his bıraktı bana. İşte benim baş başa kaldığım, kendime söylediğim en yegane cümlem "yine düşle gerçeği karıştırdın aptal!!!" (bölüm x) kendime kızgın, kendime kırgın. Sanırım bu sebepten, ölene dek tan vakti düşleriyle kalacak bu kadın bir tek ve beyhude umut ederek. Gerçi iyi bilecekler kendisini. Ne teselli.
Teşekkür ederim bu tan vakti düşü için Umut. Bu seferki gerçekten çok gerçekçiydi, inanmak istemedim değil.
Kendine her daim iyi bak.
Arzu


10 Haziran
Arzu,

Bir düş değil, gerçeğin tam kendisi bu kez yaşadığın,düşlerinle ördüğün, içindeki ötekinin gerçek yazıları bunlar.Elbette zorluklar var, elbette imkânsızlıklar var, ama içindeki öteki hep yoluna devam ediyordu kuş cıvıltılarıyla yeşil bir ormanda...Aşk kendinden vazgeçmektir... Öyle midir ki, bunca şair hep bunu anlattılar şiirlerinde, hikâyelerinde?Ve bunu öğrenmek için bile yaşamaya değmez mi bu yaşayacaklarımız? Şöyle bir sana yazdıklarıma baktım, niye bu kelimeleri seçmişim, niye bu cümleleri kurmuşum niye içindeki ötekiyim demişim hiç bir açıklaması yok.Sadece senin mavi hırkalı resmine baktıkça aklıma gelenlermiş. Ki senin yazdıklarınla bunların bu kadar örtüşmesi...

Arzu, seni gördüğüm için, senin yazılarını okuduğum için ve senin ruhuna dokunabildiğim için ve beni alıp içimdeki fırtınalarını kopardığın için teşekkürler... İyi ki varsın... ve ben sana aşık olabilirim... her ne yaşanacaksa ve olacaksa...
Umut


11 Haziran
Çok örselendim çok. Çok kırıldım. Yorgundum çok. Yüreğimin ortasına koca bir diken saplandı. Çekip çıkarsam kan revan kalacaktım biliyorum. Durduğu zaman ise ince ince sızlıyordu her saniye. Toz duman göz gözü görmüyordu yüreğimde. Daha iyi. Gördüğüm yüzler, gördüğüm gözler ruhuma batıyordu çünkü. Öyle savunmasızdım, öyle savunmasız! Saklamıyordu maskelerim de beni artık. Kabuğunu kaybetmiş bir kaplumbağa gibi kavruluyordum karanlığın ateşinde. Kapkaraydı gece kapkara. Umutsuz kaldığımda bana yol göstersin diye biriktirdiğim şehir ışıklarını tükettim. Gönlüme huzur versin diye sakladığım köpüklü dalgaların sesi bile çınlamıyordu kulaklarımda. Kapkaraydı gece kapkara. Ve keskin bir sessizlik. Ürpertici, sinir bozucu bir sessizlik. Az sonra büyük bir patlama olacakmış gibi, bir fırtına kopacakmış gibi bir sessizlik. İnceden inceden sızladı yüreğim. Ve kan tadı hissettim damağımda. Kapkaraydı gece kapkara...

Bunları tükettim ben Umut. Bunlar yetti bana da arttı bile. Daha fazlasına mecalim yok! Daha fazla tan vakti düşüne ihtiyacım yok! Her şeye hep biraz erken ya da hep biraz geç kalmaktan bıktım! Zamansız olmaktan bıktım!! Var olmadığını ve olmayacağını bile bile hayallere kapılmaktan usandım!!! Ne istiyorsun benden? Zarlar atılmış, seçimler yapılmış. Hayat seçimlerden ibaret değil mi? Ve yaptığımız bu seçimlerin sonucunu yaşamıyor muyuz acısıyla tatlısıyla?

Bir adım kalsın geriye. İyi bilirdim de geç.

15 Haziran
Sevgili Arzu,
Yazdıklarını okuyalı oluyor biraz zaman, diyorum ya çok tesir altında kalıyorum senin yazdıklarının. Bugün güneş tepeye varmak üzere, yazın habercisi tembel bir köpek yatmış kaldırıma hareketleri gayet yavaş. Kuşlar mırıldanıyor yazın neşesini, doğada bir hareketlilik, yaşamın sevinci...Bırak artık şu kapkara geceyi, ormanı, bak gökyüzüne mavi.Bak denize mavi.Bak dostluğa mavi.Mavi senin hırkan.Bana bak sözüm mavi, umutlu ve sevecen.Bırak geçmişinde sana ızdırap çektirenleri, düşünme bile geçmişte yaşadıklarını.Yarınına bak rengi mavi.

Hayal et.Binmişsin bir ada vapuruna püfür püfür rüzgâr esiyor, senin üzerinde bir uzun etek rüzgârda serinleten ayaklarında açık pabuçların rahat.Adaya varınca hiç acele etmeden, yürüyerek geçmeli sokaklardan, sabun kokulu bir ada pansiyonunda beyaz çarşaflarına yatağın uzanmalı saatlere takılmadan.Denize inmeli kumsalda alabildiğine uzanmalı sıcak kumların üzerinde.Ve hayat dediğin mutlu ve mesut saatleri yaşamaktır belki de. Bir merhaba diyecektim, vurdun kanıma işledin.Senden istediğim bir şey yok, kendi içimdeki yolculuğumda bir es verdim karşıma sen çıktın... Güneşli günler dileğimle...

23 Haziran
Sevgili Arzu,

Görüşmeyeli nasılsın iyisindir umarım.Beni soracak olursan bende iyiyim, tek tasam seninle mektuplaşamamak.Geçen gün aklımdan çıkmadın, merak ettim seni.Bir dostumla çınar altında oturmuş tavla oynuyorduk, soğuk biramı yudumlarken aklımda sen vardın.Bizim buralar hep bildiğin gibi sıcak, deniz, güneş ve dostluk var. Gözümde tütüyorsun, senin kelimelerini çok özledim.


24 Haziran
Merhaba Umut,

Teşekkür ederim mektubun için. Gayet iyiyim. Güzel havanın tadını çıkarıyorum dostlarımla. Bilmiyorum sizin oraları. Deniz yok burada ama kokusu burnumda, dört gözle tatili bekler oldum artık.


25 Haziran
Sevgili Arzu,

İyi haberlerini aldığıma çok sevindim.Tatile ne zaman çıkıyorsun?Biliyorsun ki Arzu, hayal kurmadan yaşamak istediklerin yaşanmıyor,bir hayal benimkisi seninle birlikte zaman geçirebilmenin hayalleri,kendine iyi bak ve bana yaz lütfen,

Öteki....


26 Haziran
Merhaba Umut,
Temmuz sonuna doğru başlıyor tatilim güneye doğru. Bu arada, daha önce yazdığın bir şeye takıldım ve iyi de oldu sanırım. "yarına bak mavi" demiştin. Evet, birinin bunu bana hatırlatması gerekiyordu galiba. Hayaller olmadan umut edemiyoruz. Düşlere devam bu yüzden ayakta kalmaya sebep. Sen de kendine iyi bak.Sana yazmaya devam edip etmeme konusunda tereddütlüyüm.


7 Temmuz
Merhaba Arzu,

Öncelikle kusura bakma seyahatte idim, yazamadım sana.Temmuz ayı güzel bir ay olacak zira seninle görüşme ihtimalimiz var. Kaygılarını anlayabiliyorum bana yazıp yazmama konusunda. Lakin yaz bana derim, zira düşünceler duygular paylaşıldıkça anlam kazanıyor ve yenileniyor ruh. Seni benim kadar anlayabilecek ve sana cevap verecek başka biri yok buna inan. Ben senin öteki yüzünüm zamansız gelen. Dün akşam şöyle hayal ettim.Bir akşamüstü ıhlamur kokulu bir caddede yürüyordum, insanlarda yorgun bir telaş, beyaz pembe zakkum çiçekleri ıhlamur kokularıyla karışmış neşe veriyordu. Cadde boyunca yürüdüm biraz ve akşam olmuş seninle buluşmak için nehir kıyısına iniyordum. Belki hayaller gerçek olur kim bilir...


8 Temmuz
Merhaba tekrar Umut,

Nasıl bu kadar kesin yargıda bulunuyorsun "seni benim kadar anlayabilecek ve sana cevap verecek başka biri yok buna inan. Ben senin öteki yüzünüm zamansız gelen." derken? Ben kendimden bile bu kadar emin değilim.


9 Temmuz
Tekrar merhaba derken, umarım bir süredir mektuplaşmadığımız için tekrar kelimesini kullanmışsındır.

Sana da merhaba ay yüzlü güzel.Ben senin içindeki ötekiyim diyorum ya; elbette seni senden başka, benden başka kimse anlayamaz.Satır aralarını iyi okumak gerek, bir ömür geçiyor da insanlar birbirini anlayamıyor. Niye mi? Öyle hesaplar peşindeler ki ve de gurur ve egoları... Anlamak değil, bencilce yaşamak peşindeler.Oysa sen benim için sözünle duruşunla hep aradığım öbür yarıma benziyorsun. Ne elde etmek istediğim bir kadın, nede bir heyecan değilsin. Seni tanımak senin aklına sorular sormak için sabırsızlanıyorum.Camdaki yeşili arıyorum senin yansımalarında ve de aşkı, imkansızlıklar içinde. Hoşçakal.


15 Temmuz
Merhaba Umut,

Ne yazacağımı bilemediğim için yazmadım bir süre. Gerçi hâlâ da bilmiyorum. İnsanlar birbirini anlamıyor evet bahsettiğin sebeplerden ötürü. Birbirlerini dinlemek için sabır ya da vakitleri de yok.Bencilce biraz. Böyle bencil hesapların içinde olamadım hiç. Olsam daha mı mutlu olurdum acaba diye düşünmüyor değilim.


16 Temmuz
Merhaba ay yüzlüm,
Mutluluk uçan kuşun kanadında ürkütürsen tutamazsınyaşam bir seçim, yaptığımız bu seçimlerden pişmanlık duymadan bencilce davranmadan yaşayabilme cesaretini göstermek galiba.Hani senin dik duruşun gibi. Bu hafta gelebilirim her gün mailine bak. Seni merak içinde özlüyorum.


20 Temmuz
Merhaba Umut,

Tatile çıktım sonunda. Keyfim yerine geldi. Arınıyorum dertten tasadan, ruhuma güneş damlıyor. Her gün postamı kontrol etme fırsatım olmayacak sanırım. Arzu

21 Temmuz
Akşam seni rüyamda gördüm kalabalık bir barda tek başına bir masada oturmuşsun, saçlarını topuz yapıp toplamışsın, öyle güzeldin ki…Ve ben seni arıyordum, Arzu’yu tanıyor musunuz diye sorup soruşturuyordum, seni gösterdiler masaya oturdum, sende hiç şaşkınlık yok, hoş geldin dedin.Hoş geldin hayatıma, seni çok bekledim dedin... Sana iyi tatiller, yaşamak güzel şey, umutlu bir şey, keyfinin yerinde olmasına sevindim. Sen yok iken senin şehrinde, bir haftalığına orada olacağım, sen döndüğünde de senin için tekrar gelirim.


29 Temmuz
Merhaba Umut,

Kürkçü dükkânına geri döndüm, miskin, yavaş ve iç seslerimi durdurabildiğim bir tatilden sonra geri dönüş zor geldi. Ben yokken burada keyifli vakit geçirmişsindir umarım. Rüyan ilginçmiş bu arada. Seni merak etmiyor değilim, hâlâ bir tan vakti düşüne bakıyorum.


3 Ağustos
Merhaba ,

Haftanın ilk günü senden mail almak sürpriz oldu ve de hoş bir tebessüm. Görebilsen tebessümümü, hala dudaklarımda.Aslında ay yüzlüm; insan nereye giderse gitsin yüreğini de yanında götürdüğünden, mekânın, toprağın, tesiri geçince yine kendi kendiyle, kendi iç sesiyle (ötekiyle) kalıyor. Ve eminim ki sen de tatilin boyunca hep benimle birlikteydin farklı yansımalarda.Sen yokken yoğun bir hafta geçirdim orada ve aslında olmanı çok isterdim, zira seni görmek, seninle sohbet etmek bana iyi gelirdi eminim.Hayal et göreceksin, hayallerine çok yakın bir yüz ve ruhla karşılaşacaksın.Bir düşünsene ay yüzlüm, daha ne yüz yüze tanışmışlığımız var ne de sesimizi duyduğumuz, bakışımızı gördüğümüz; hal böyleyken aramızda oluşan bağa ne demeli? Seni çok özledim, hoş geldin kürkçü dükkânına...


4 Ağustos
Nereye gidersek kafamızı da götürüyoruz elbette Umut. Kavafis'in bir şiiri var bilirsin belki. "Başka bir şehir bulamazsın, başka bir sokak bulamazsın, bu şehir arkandan gelecektir, sen yine aynı sokakta dolaşacaksın." Teşekkür ederim sana. Dediğin gibi hiç görmediğim bir insana dair böyle yakın hissetmek ilginç geliyor gerçekten. Sanki tüm sırlarımı tüm zaaflarımı, tüm kötülüklerimi endişe etmeden sana anlatabilirmişim gibi bir duygu içindeyim. Bu da beni korkutmuyor değil elbette getirebileceği hayal kırıklıkları sebebiyle. Bir yanım gündüz bir yanım gece özetle.

Kendine iyi bak Mr. Öteki.
Arzu

5 Ağustos
Ezginin günlüğünden çok keyif alarak dinlediğim bir şarkıdır, İsrailli Kavafis’in sözlerine enstrümanların yüklediği tınıyla başka başka diyarlara duygulara dalar insan. Ve gün gelip de 50 60 yaşlarını görür isek, sen bir de şunu düşüneceksin; “Umut ne çok överdi güzelliğimi ve beni ne çok anlardı.” Yanından geçip giden ve de hayatından çıkıp giden onlarca insanın içinden belki de bir beni düşüneceksin saçlarına aklar düştüğü o yaşlarında.Arzu, tüm sırlarını, tüm zaaflarını, tüm kötülüklerini dinlemeye, yaşamaya hazırım.Ve bize ait sırlarımızı, bize ait kimseyle paylaşamadığımız aşkımızı yaşamaya da hazırım, bize ait hikâyemizi birlikte yazmaya...

6 Ağustos
Hazırsın, bana dair bir çok şeye hazırsın ve çok eminsin. Nasıl yapıyorsun bunu? Ve neden? Seni merak ediyorum.
Arzu

7 Ağustos
Nedenini bilmiyorum sadece bir his.Galiba seninle o ilk buluşmamızda oturup ta dizdize başlayınca sohbete, hayatımızın belki de bir dönemecinde oturmuş konuşuyor olacağız, ya farklı girdaplarda beraber döneceğiz ya da ayrılacağız.Seni özlüyorum...
Umut


8 Ağustos

Vakti zamanında çok da iyi tanımadığım bir adam bana demişti ki "sürüklenmeyi seviyorum." Dehşet tepki vermiştim insan nasıl sürüklenir diye. Kürekler her daim elinde olmalı insanın diye. Ne çocukmuşum. Çünkü ben de küreklerimi salmışım derin sulara çoktan, sürükleniyorum.
Arzu

9 Ağustos
Ay yüzlüm kafam karıştı biraz.

Sen sürükleniyordun da, ben sen sürüklenirken çıktım karşına da birlikte mi sürükleneceğiz?Yoksa durulmuştun da benimle birlikte sürüklenmeye başladın?Hayat çoğu kez planlamadığımız gibi akıyor veya planlıyorsun da hep umulmadık farklı şeyler yaşanıyor. Çünkü malzeme insan. İnsan olunca da duygular ihtiraslar bazen bir bakış bazen bir duruş planı bozuyor. Ve aslında yaşanmadık duygular insanı girdaba sokuveriyor. Bu işte de, evde de normal ilişkisinde de böyle oluveriyor.Bazıları kürekleri salıveriyor bundan haz duyuyor, bazıları kürekleri elinde mücadele ediyor. Eğer kendinle barışık isen, hayatın her durumundan zevk alabiliyorsan, salıveriyorsun kürekleri nasıl olsa her ne durum çıkarsa ortaya çözüyorsun, mutlusun, yoluna devam ediyorsun. Aksi durumda hep kaygı hep sıkıntı. (Senin de kürekleri salmana sevindim) Özel bir soru; şu vakti zamanında çok da iyi tanımadığın adam ne oldu? Ve hala tesiri üzerinde mi? Niye mi merak ettim?Bazen insanın hayatına bir başka insan girer ve sanki ihtiyacımız olan şeyi bize gösterir ve çıkıp gider, onun görevi bitmiştir ve bizler pek çok şeyi bu yeni öğrendiğimiz her ne ise onunla çözeriz.

Çok önceleri büyük bir imparatorluğun kralı varmış. Bu kral okumaya, yeni şeyler öğrenmeye çok meraklıymış. Yazarlara, düşünürlere ve onların yazdıklarına değer verirmiş. Günlerden bir gün kral bütün okuduğu ve kütüphanelerde bulunan bütün kitapları toplayıp yakamaya karar vermiş. “Artık yeter başkasının yaşadığı hikâyeleri başkasının düşündüğü fikirleri öğrenmek okumak istemiyorum kendi fikirlerimi yazmak istiyorum” diye toplatmış bütün kitapları ve yakmış.Sonrasında bir dağ evine söylediklerini yazacak eli kalem tutan bir yazıcı kadın ve hizmetini görecek hizmetçileri ile gitmiş yerleşmiş. Günler günleri aylar ayları kovalamış. Kral her gün yazıcı kadın ile çalışıp kitap yazıyormuş ve kral her şeyini tüm aklını bu kadına anlattığı için kadın ile kral arasında bir aşk, şimdiye kadar hiç hissetmedikleri bir duygu oluşmaya başlamış. Meğerse hiç karşılıksız kendini tüm sırlarını tüm hayatını anlatmak ve onu karşılıksız dinlemek aşkın kapısını açarmış. Ve kral ile yazıcı kadın bu aşkı yaşamaya başlamış. Sonra bir gün haber gelmiş, kadının bir yakını hastalanmış dağ evinden onu ziyarete gitmesi gerekiyormuş. Ve gitmiş kadın.Kral bu ayrılığa dayanamamış yokluğunu gider gitmez anlamış. Kar yağdığında dağ evinin yolları kapanırmış aylarca ve öylede olmuş. Bir kar, bir fırtına, her yer kapanmış. Kral bu ayrılığa daha fazla dayanamamış ve hastalanmış, yollar açılıp da kadın gelesiye kadar kral çoktan ölmüş. Ve geldiğinde yazıcı kadın, anlamış ki aşkı bulunca ne ihmale gelir ne de başıboş bırakmaya.

Seni çok çok öpüyorum, özlüyorum.
Umut

10 Ağustos
Sevgili Bay Öteki,

Sürükleniyorum derken kastettiğim sana doğru bir akıntı var bu kıyıda, küreklerimi boşluyorum. Ama senin durumunu düşününce, küreklere sarılıp akıntıya karşı mücadele etmeye mi başlamalıyım diyorum. Benim de kafam karışık biraz. O çok tanımadığım adam, bir arkadaş meclisinde sohbet sırasında söylemişti bu cümleyi. Daha sonra da ne gördüm kendisini ne de ortak bir paylaşımım oldu. Ama söylediği tek cümle kafama kazınmış, beni düşündürmüş çok.
Arzu


12 Ağustos
Sevgilim Bayan Arzu,

Sürükleniyorum diye kastettiğin duyguna gönülden katılıyor ve daha derinlere sürüklenmen için seni destekliyorum. Senin aklının da kafanın da tez zamanda berrak olmasını diliyorum. Ve hatta bunun bir an önce olması içinde sana doğru gelme planları yapıyorum. Haftaya bugünlerde seninle oturmuş ve ilk kez görüşmenin verdiği heyecanla dudaklarımızda titrek bir kaç söz ve de gözlerimizde o çok beklemenin yaydığı ışık ile ellerimiz kenetlenecek ve belki de ruhumuz...Bana sorarsan şimdiden plan yap nede olsa misafirin sayılırım, hem beni bekle hem de kendini beni beklemeye yavaş yavaş alıştır.Ben seni özlemeye alıştım bile. Sakın unutma seni özleyen biri var bu dünyada.
Umut

14 Ağustos
Heyecanlandım...

17 Ağustos
Günaydın Arzu Hanım,

Yeni başlayan gün, yeni başlayan arkadaşlıklar, yeni başlayan dostluklar, yeni başlayan aşklar hep heyecan verici.Aynı gökyüzü altında ayrı ayrı şehirlerde tek bir duygu için heyecanlanan iki kalp.Ayrı iki yaşamın kesişme noktası senin şehrin. Pay benim payda sen. Çarptım böldüm seni ötekiye eşitledim. Sen sensin, öteki ben.

Günün aydınlık olsun, saatlerin mutlu geçsin. Eğer çıkmadan okursan mektubunu, yüzünde tebessüm kalsın bir gökkuşağı gibi. Seni özlüyorum..


17 Ağustos
Günaydın Bay Öteki,

Teşekkür ederim bugünkü hediye tebessüm için. Güzel bir gün diliyorum sana da.

18 Ağustos
Arzu Hanım,

Umarım gün boyu sürmüştür üzerinizdeki ışık,ben hep senin varlığınla beraberdim hep yanımda taşıdım onu.Bir ara şöyle bir düşünce geçti aklımdan yüzüm kızardı. Ne mi düşündüm?Hani senin gülümseyen dudaklarının tam da yanağınla birleştiği noktaya küçük bir buse kondurabilsem nasıl olurdu diye geçti aklımdan. Diyorum ya yüzüm kızardı. Açtım resmine baktım uzun uzun. Ve sen olduğun için ve sen benim hayatımda olduğun için neşeli bir sevinç kapladı içimi. Kendine iyi bak seni özlediğimi unutma...


19 Ağustos
Umut Bey,

Sabahları postalarımı kontrol etmek heyecanlı bir hal aldı. Ne yazmışsın ne düşünmüşsün diye hevesle açıyorum mektuplarını. Bir kördüğüm ki içim, çözdükçe dolanıyor bu arada. Senin ve senin hayatına müdahil hiç kimsenin vebalini almak üzmek istemiyorum, ama bir yandan da sen gerçekten "O" musun ya da "O" muydun da geç kaldım diye merak etmekten de kendimi alamıyorum. Sana "tekrar merhaba" dediğimde silmiştim sana dair her şeyi ve sonra merakıma yenik düşmüştüm. Med-cezir misali aklım biraz. Sen bunu sabah okuyacaksın sanırım. Şimdiden günaydın o zaman.


20 Ağustos
Ay yüzlüm ,

Günaydın, günün aydınlık geçsin. Ben de sabahları kalkınca bir an önce senden gelen mektubu okumak için sabırsızlanıyorum, yazdıklarından senin ruh halini anlamaya çalışıyorum. Mutlu musun, tedirgin misin kaygılı mısın tahmin yürütüyorum. Aslında bir insanı anlamak zor, hele böyle iki satır yazıdan bunu anlamaya çalışmak daha da zor. Bunu iş edindim kendime bu aralar, seni anlamaya çalışıp, hayatına bir renk katmayı. Niye? Bilmiyorum. Senin resmini görünce, senin yüzünü görünce dondum durdum, ve sıcak bir duygu içimde aktı gitti.Bunlar benim iç dünyamda yaşadığım aşka özlemin sendeki yansıması da olabilir ve bu yansıma bizi büyük bir yanılsamaya da sürükleyebilir. Bilmiyorum.Bildiğim şudur ki seninle aynı duygular içinde o sen misin sorusu yıllarca beynimi kemireceğine, hayatın bizi nereye sürükleyeceğini görmek daha evla sanırım. Ve bu yüzden senden kopmak istemiyorum ve sana yazmak senden geleni okumak çok keyifli geliyor bana.

Ay yüzlüm seni seviyor muyum ne? Bana bir şey yazıyorsun ve içimdekileri hemen dışarı çıkartıveriyorsun. Hani derler ya su akar yolunu bulur.Ben şimdi bıraktım kendimi senin yüzüne, akıyorum ruhuna bakalım nasıl yollar bulacağım... Seni hiç özlemedim, özlemek dostluktandır. Bugün dostluğundan ötede bulmak istiyorum seni.


21 Ağustos
Sevgili Umut,

Dediğin gibi ben de yazdıklarından seni anlamaya, tanımaya, kafandan geçenleri okumaya çalışıyorum. Hatta yüz hatlarını, gözlerini, ellerini de tahmin etmeye çalışıyorum. Bulmaca çözer gibi biraz. Nasıl oldu, nasıl yazmaya başladım sana ben de bilmiyorum. Bu gün o yazdığın ilk mektuplara baktım ama hala neden sana yazdım sorusuna bir cevabım yok, sıradanlıktan uzak olması belki de.

Ben bazen bu gezegene ait olmadığımı hissediyorum. Farklı, rahatsız edici bir şey var bende. Hissettiklerim, beklentilerim, umut ettiklerim bazen çevremdekilerden farklı kalıyor, bazen ayak uyduruyorum, bazen olmuyor, bu da ya biraz mesafe koyuyor insanlarla arama ya da yalnızlık getiriyor. Sıradan birine dönüşmek gibi bir korkum da var bunun yanında. Biliyorsun işte, aşkta bir tan vakti düşünün peşindeyim, iş anlamında zora koşuyorum kendimi, yoruyorum. Senin de bahsettiğin gibi, belki de seninle yazışmak ya da bu durum da sıradan olmadığı için bir yanılsamaya sürüklüyor olabilir beni. Fakat bir yandan da böyle sıradan olmadığın için, o içimdeki öteki olabilirsin diye düşünüyorum. Bilmiyorum, sadece hayatımda "keşke" istemiyorum. Üzmek ya da üzülmek de istemiyorum. Dur bakalım, bu akıntı nereye sürükleyecek, ya kayalara çarpıp parçalanacağım, ya da güzel bir kumsala vuracak dalgalar. Umutlu bir gün diliyorum


22 Ağustos
Günaydın ay yüzlüm,

Mektubun güneş gibi aydınlattı günümü, senin ışık saçan o yüzünü alıp da ellerimin arasına, seni uzun uzun sevmek istedim bu sabah. Ne, nasıl, neden? Bunları şimdiden öğrenebilme şansımız yok. Elbet bu soruların cevaplarını bulacağız vakti gelince.

Sen bu gezegene ait olmadığını düşünüyorsun ya bence tam tersi. Sen tam da bu gezegene aitsin, seni farklı kılan yapından. Mesele bunu anlayabilmekte. Bunu anlamadan seni yorumlamaya çalışan insanlar zaten en başından yanlışa düşüyorlar. Senin sevecenliğin, paylaşımın, kendini ifade edişin doğru yorumlanamıyordur. Bir de öyle bir his var ki sende masumiyet ile şehvet arasında sıkışmış. Bunu ay yüzlüm kimsenin bulup da çıkaracağını zannetmiyorum. Ancak bunu öteki yapabilir. Ve göreceksin o zaman bir renk şelalesi gibi yağacaksın insanların üzerine.

Dün, haftaya seninle buluşma ihtimaline karşı gittim traş oldum. Saçlarımı kısacık kestirdim.
Bir sahil kayalığında, akıntının seni sürüklediği kumsalda senin ışık saçan yüzünü ellerimin arasına alıp dudaklarından akmak istiyorum içine o en ulaşılmaz yerdeki ruhunun derinliklerine.

Çarşamba günü, 26 Ağustos tarihinde, saat 20.00 saatlerinde seninle buluşmak isterim.Yani Arzu hanım, haftaya çarşamba gecesi benimle çıkar mısın? Dostluğunun bir tık ötesindeyim ama seni çok özlüyorum...

23 Ağustos
Sevgili Umut,

Hazırlıklara başlamışsın şimdiden, beni de heyecanlandırdın. Haftaya görüşmek üzere o vakit. Randevu defterime yazdım seni. Bu arada ben de yer seçimi yapayım. Tuhaf, uzun süredir tanıdığım bir dostum gelecekmiş gibi hissediyorum, bir o kadar da endişeliyim bu bilinmezden. İyi geceler.

24 Ağustos
Merhaba ay yüzlüm,

Hafta geldi çattı. Hazırlıklar tamam. Önündeki masada saat 8’ de oturuyor olacağım Çarşamba gecesi. Umarım her şey yolunda gider.Garip bir heyecan sardı her yanımı.


25 Ağustos
Dur bakalım ne olacak. Bekliyorum…


25 Ağustos
Merhaba ay yüzlüm,çok yoğun bir gündü.Bir aksilik çıkmazsa yarın yola çıkıyorum. Saat 20:00 de görüşmek üzere.


26 Ağustos
Seni heyecanla bekliyorum.

26 Ağustos
Merhaba, günün aydınlık olsun. Bekle beni geliyorum.


27 Ağustos
Arzucum,

Günaydın. Seninle sohbet etmek çok keyifliydi. Her ne kadar sen beni dante gibi şehrin ortasında bırakıp gitsen de. Elbette rövanşını yaparız ve ben de seni şehrin ortasında yapayalnız bırakır giderim. (Gider miyim? Yok yok kıyamam.)

Tatile çıkıyorum 10 gün yokum.

Kendine iyi bak lütfen.

Öteki…

7 Eylül
Geldim.

Kürkçü dükkânındayım.

Öteki…


8 Eylül
Tatil bitti demek. Geçmiş olsun. Hoş geldin.
Arzu.

9 Eylül

Hoş bulduk,iyi dileklerin için teşekkürler.Nasılsın?
Seni özledim.
Umut


10 Eylül
Nerede kalmıştık...

Sevgili Arzu, arzum,
Seni gittiğim her terde yanımda taşıdım, daha öncede yazdım ya gülümsemen hep gözümün önündeydi ve şuh kahkahaların kulaklarımda, bakışın kalbimde. Hele o bakarken gözlerindeki pırıltıyı hiç unutmadım. Umarım iyisindir umarım işlerin iyi gidiyordur.

Dil önemli bir husus... İletişim kur benimle.

18 Eylül
Arzu, lütfen bana yaz…
Umut

12 Ekim
Benimle iletişim kurmaman, hayatımda olmadığın anlamına gelmiyor…
Umut

13 Ekim
Son…
Tatlı bir rüyaya saldın beni ve en güzel yerinde uyandırdın. Buna hiç hakkın yoktu. Uyanmaya niyetim yoktu hiç. Yoksun… Ben senden yoksunum. Ama sanma ki sensiz olacağım bundan sonra da… Bir adın kaldı geriye dilediğin gibi emin ol.
Umut

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder